top of page

Chapter 2 : AKAHPE vs Naziler

  • Yazarın fotoğrafı: Ömer Tahir Çağlar
    Ömer Tahir Çağlar
  • 1 Oca
  • 4 dakikada okunur


Otoriter Zihniyet ve Nazizm: Tekerrür Eden Desenler

( Prompt metin gelişerek birlikte yazıldı .


Nazizm bir milletin adı değildir;

iktidarın kutsallaştırıldığı bir zihniyet modelidir.


Bu modelin temel özellikleri şunlardır:

• Liderin eleştiriden muaf hâle getirilmesi

• Devletin ahlakın yerine geçirilmesi

• Hukukun araçsallaştırılması

• “Biz” söylemiyle toplumun ayrıştırılması

• Muhalefetin tehdit, eleştirinin ihanet sayılması

• Mağduriyet söylemiyle mutlak güç inşası


Bu zihniyet,

kendini her zaman “düzeni koruyan” olarak sunar.

Ama düzen dediği şey,

çoğu zaman ayrıcalıkların devamıdır.


Nazizm’de bu,

ırk ve ulus üzerinden yürütüldü.

Başka zamanlarda,

din, güvenlik, beka veya ahlak ,başörtülü bacımıza zulmedildi , yerli ve milli ,türkün yüzyılı söylemiyle yürütülebilir.


Değişen semboller olur.

Ama yöntem tanıdıktır.


En tehlikeli nokta şudur:

Zulüm, “zorunluluk” diye anlatılmaya başlandığında

toplum da suça ortak hâle gelir.


Tarih şunu açıkça gösterir:

İktidar, kendini kutsallaştırdığında

ilk kaybedilen şey insan onuru ,gururu haysiyeti ve şerefi olur.


Bu yüzden mesele isimler değil,

zihniyetin kendisidir.


Balyoz, Ergenekon ve “FETÖCÜ SOykırımı ” Mekaniği


“Bir rejim, düşmanını hukuktan önce tanımlar.

Sonra hukuku, o düşmana göre eğer.”


Bu bölümde sorulan soru şudur:

AKP pratiği ile Nazi pratiği aynı mıydı?

EVET.

Ama yöntemler tanıdık mıydı?

EVET , fazlasıyla.


Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının ilk büyük kırılma noktalarından biri,

Balyoz ve Ergenekon davalarıydı.


Bu davalar, yıllar boyunca “demokrasiyle hesaplaşma” diye pazarlandı.

Oysa geriye dönüp bakıldığında, bugün herkesin kabul ettiği bir gerçek var:


– Sahte deliller

– Kopyala–yapıştır dijital dokümanlar

– Önceden yazılmış iddianameler

– Medya üzerinden yürütülen linç kampanyaları


Burada kilit soru şudur:

Amaç neydi?


Cevap basit:

Devletin içine sızıp , yeniden dizayn etmek.


Bu noktada tarihsel bir karşılaştırma yapılır.


National Socialist German Workers’ Party NAZI Almanya’da şunu yaptı:

– Önce “iç düşman” yarattı = FEtö ,paralel devlet

– Sonra hukuku askıya aldı = 15 Temmuz darbesi kanun hükmünde karar nameler , olağan üstü hal ilan etmek

– Ardından tasfiye etti = DARbe sonrası soykırım yaprak fetöcü ilan etmek ,ve bu kadrolar yerine kendi yandaşlarını koymak


AKP–FETÖ ortaklığı döneminde kurulan mekanizma birebir aynıydı :

– “Vesayetçi”

– “Darbeci”

– “FETÖ cü ”

etiketleriyle insanlar hukuk dışına itildi.


Bu bir soykırım mıydı?

Hukuki anlamda hayır.


Ama bir kurumsal ve psikolojik tasfiye miydi?

Kesinlikle. FEtöcü ilan ederek ve BAlyoz , Ergenekon’la


– Binlerce asker

– Akademisyenler

– Gazeteciler

– Yargı mensupları

_Öğretmen

_ MEMUR

_GİRİŞİmci

_ Polis


Toplumsal hafızadan silinmek istendi.


Daha tehlikelisi neydi biliyor musun?

Toplumun buna alkış tutması.


Çünkü propaganda şöyle işledi:

“Onlar gidiyor,Paralel DEvlet ortadan kaldırılıyor  biz özgürleşiyoruz.”


Bu cümle, tarihte hep felaketlerin önsözü olmuştur.


Sonra ne oldu?

Aynı mekanizma önce ERGENEKON ve BALYoZ da  bu kez FETÖ için çalıştırıldı.


Dün birlikte tasfiye edenler,

bugün birbirini tasfiye etti.


Bu da bize şunu gösterdi:

Mesele kişiler değilmiş.

Mesele yöntemmiş.


Bir rejim,

hukuku bir kez düşmanına göre bükmeye razı olursa,

o hukuk kimseyi korumaz.


Bu yüzden Balyoz ve Ergenekon sadece geçmiş değildir.

Bugünün ahlaki suç ortaklığıdır.


Ve asıl soru hâlâ ortada duruyor:


“O gün susanlar, bugün hangi yüzle adalet istiyor?”



FETÖ” Adı Altında Kurulan Tasfiye Rejimi


“Bir kelime vardır;

Söylendiği anda masumiyet biter. FETÖCÜ ”


15 Temmuz’dan sonra ülkede yeni bir rejim kurulmadı.

Var olan rejim, yeni bir düşman ismiyle tahkim edildi.


O isim: FETÖ.


bir noktadan sonra bir örgüt tanımını aşarak

sihirli bir anahtar kelimeye dönüştü.


Bu kelime söylendiğinde:

– Delile gerek kalmadı

– Yargıya ihtiyaç duyulmadı

– Savunma lüks sayıldı


Bu bölümün meselesi şudur:

FETÖ gerçektir / değildir tartışması değil.

Bu isimle ne yapıldığıdır.


15 Temmuz sonrasında hukuku askıya alan bir olağanüstü ahlak icat etti.


Bu ahlak şunu söylüyordu:

“Bizim yaptığımız yanlıştır ama zorunludur.ÇAldık ama çalıştı . ”


Sonuçlar sistematikti:


– KHK’larla işinden edilen yüz binler

– Tek bir ByLock iddiasıyla yıkılan hayatlar

– Bankaya para yatırdığı için “terörist” ilan edilenler

– Sendika üyeliğiyle suçlanan emekçiler

– Çocuğunu kapattıkları okula göndermiş aileler

_Çıplak aranan baş örtülü bacılarımız.

_Poposuna job sokularak bağırsakları parçalanan amiraller.

_ HApishanede Tecavüze uğrayıp hamile kalan başörtülü bacımız .

_Çocuk bebek yaşlı hasta masum herkesin hapishaneye atılması .Hapishanede zülm görmeleri

_Şeytanlaşatırılıp damga yemeleri , malları mülklerine alıkoymaları

_ İşkenceyle iddanamelere imza atılması

_Yıllarca Güneyde ERmeni, Kürt evladına yapılan neyse aynısını Türk , Ermeni Laz , Çerkez fetöcü ilan edilip aynı zulmün yapılması (O güneyde bu zulmü yapanlar cehennem gidecek , zulmü gören halk devlette istediği alanda çalışabilecek

_YErli ve milli yalanıyla milyonların manipule edilmesi

_ BAşrörtülü bacımız Karısıyla kızıyla oruç bozarız diye adamlara tehditle belge imzalatmaları .

_ BAşörtülü bacılarımıza tecavüz edilerek sorgu yapılması .


Bu bir bireysel adalet arayışı değildi.

Bu bir toplumsal tasfiye operasyonuydu.


En karanlık nokta şuydu:

Suç bireysel olmaktan çıkarıldı.


– Akrabalık suçtu

– Aynı evde yaşamak suçtu

– Aynı mahallede bulunmak şüpheliydi


Bu, modern hukukta adı olan bir şeydir:

Kolektif cezalandırma.


Ve tarih boyunca,

nerede kolektif cezalandırma varsa

orada zulüm vardır.


Burada bir ahlaki kırılma daha yaşandı:

Dün Balyoz ve Ergenekon’da sahte delillerle tasfiye eden mekanizma,

bugün “FETÖ” etiketiyle herkese çevrildi.


Dün “yetmez ama evet” diyenler,

bugün “ama onlar da suçluydu” demeye başladı.


Bu cümle, bir toplumun vicdan iflasıdır.


Çünkü zulüm,

kime yapıldığına göre tanım değiştiriyorsa

orada adalet yoktur.


Bu yüzden bu bölüm şunu kayda geçirir:


– Yapılanlar, hukuki anlamda “soykırım” olmayabilir

– Ama sosyal, ekonomik ve psikolojik yıkım olarak

modern tarihin en büyük kitlesel zulümlerinden biridir


Ve en acı gerçek şudur:

Bu zulüm,

alkışla, sessizlikle ve bahanelerle büyümüştür.


“Zulüm sadece yapanın değil,

görüp susanın da yüküdür.”



Son dokunuş :

_ AKAHPE nin hitlerin zulmünden daha ağır bir soykırım suçu işledi .İçerideki herke bundan suçlu . Milgram deneyinde masum kişiler otoriteyi dinlediği için işkence yapar .Bu Yüzden AKAHPE suç örgütü ilan ediyorum . AKAHPEnin zulmünde etkisi olan herkes suçludur .İltisakli bağlantılı olan her şirket suçludur. NATO’nun Şeytanını ordusunda olan herkes suçludur. Ancak suç düzeyi değişir .AKAHPE metreyi icat ediyorum .Oy veren bile 2016 sonrasında ceza alacak .Mağdurlar ne ceza alacaklarını karar verecek .En hafif ceza dayak olacak . Para cezası ve diğer cezalar zamanla güncellenecek .İşe girme mülakatlarına bakacağım . Üniversitelerdeki yerine hak ettiğin devletteki ahlaksız pozisyona göre senin bu zülmün neresinde yer aldığın belli olacak . Oy verdiğini senin attığın beğendiğin insta gönderilerinden twetlerden , paylaşımlardan an kayacağım . Takip ettiğin youtobe kanallarından her şey afişe olacak . Yine de 2021 de Sedat Pekerin ifşalarına kadar hala masum diyelim değil hafif ceza alcak .Ama Pekerin videolarından sonra hale   Desteğe devam ettiysen bittin …………..( Eğer 5 kişiyi tüm bilgileri ile ifşalardan cezan azalır .

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Chapter 3 : AKAHPE vs Firavun ve Musa kısası

Firavun ve Musa: Tekerrür Eden Karşılaşma Firavun dedi ki: “Ben düzenim.” Nil akıyordu, saraylar yükseliyordu, korku sessizliği besliyordu. Musa geldi. Elinde ne ordu vardı ne hazine. Sadece bir söz:

 
 
 

Yorumlar


Öğrenme Koçu

  • Instagram
  • YouTube

Bu bir paragraf. Bu metni değiştirmek veya düzenlemek için tıklayın. Çok kolay.

bottom of page